| TELAFFUZ | KELİME | ANLAM |
| hayatta: | alive |
| hayatta kalmak: | survive, keep alive, live |
| hayatta müşterek çocukları bulunmak kaydı ile karısının malları üzerinde iktisap ettiği ayni hak: | curtesy consummate |
| hayatta bir kere: | once in a lifetime |
| hayatta kalan: | survivor |
| hayatta kalma: | survival |
| hayatta kalanın emeklilik hakkı: | survivor's pension |
| hayatta kalan üçüncü bir şahıs için düzenlenen poliçe: | survivorship annuity policy |
| hayatta olup olmadığı hakkında uzun süredir hiçbir haber alınamayan kaybolmuş bir kimsenin ölmüş olduğu karinesi: | presumptive death |
| hayatta büyük başarı kazanmak: | [fiil] to have great success life, to have great success in life |
| hayatta başarı kazanmak: | [fiil] to make one's way in life |