| TELAFFUZ | KELİME | ANLAM |
| to knock: | [fiil] vurmak, çarpmak, kapıyı çalmak, (makine) sağır bir gürültü yapmak, eleştirmek, şaşırtmak, şoke etmek, dövmek |
| to knock on: | [fiil] vurmak |
| to knock on wood: | [fiil] tahtaya vurmak |
| to knock in: | [fiil] vurup kakmak |
| to knock it: | [fiil] bir taşıt aracını durdurmak |
| to knock up: | [fiil] vurup yukarıya fırlatmak, derme çatma yapmak, bitkin bir duruma getirmek |
| to knock about: | [fiil] hırpalamak, örselemek |
| to knock back: | [fiil] içip bitirmek |
| to knock cold: | [fiil] bayıltmak |
| to knock down: | [fiil] yere vurmak, yıkmak |
| to knock (two things) together to clink (glasses when toasting: | [fiil] tokuşturmak |